MAL REJİMLERİ-binanın mal rejiminin sona erdiği tarihteki durumunun tasfiye tarihi itibariyle değeri yerine karardan on ay önce gerçekleştirilen keşif tarihindeki değerin esas alınması hatalıdır.
- Fatma Süreyya ÖLMEZTOPRAK

- 29 Oca
- 4 dakikada okunur
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas Yıl/No: 2016/12251
Karar Yıl/No: 2017/15231
Karar tarihi: 14-11-2017
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.11.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... vek. Av. ... geldi ve karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde davacının triko işi yaparak elde ettiği gelir ve altınlarıyla katkıda bulunarak satın alınan; davalı adına kayıtlı olup sonradan mal kaçırmak amacıyla annesine devrettiği 5 nolu mesken, yine davalı adına kayıtlı olan 7 parsele kayıtlı arsa ile üzerine 2004 yılında inşasına başlanan bina ve bir adet araç yönünden taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiye edilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL alacağın yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, harcını yatırmak suretiyle sundukları 11.09.2012 tarihli dilekçe ile talep miktarını 347.000,00 TL olarak arttırmıştır.
Davalı ... vekili, davacının kısa bir süre evde triko makinesinde örgü ördüğünü, ancak bu makinenin de 1996 yılında kırıldığını ve sonra hiç kullanılmadığını, davacının 1996 yılına kadar ördüğü örgülerin yününü, ipliğini manifatura işi ile iştigal eden davalının temin ettiğini ve ayrıca davacıya işçilik parasının da ödendiğini, 5 nolu meskeni davalının annesine sattığından davacı yanın bilgisi ve onayının olduğunu, evin satış bedelinin 7 parsel üzerinde inşa edilen binanın inşaat masrafları için kullanıldığını, davacı tarafın bahsi geçen menkul ve gayrimenkul malların alımında herhangi bir katkısının olmadığını, davalının yıllarca çalışarak hem ailesinin geçimini temin ettiğini hemde bu malları edindiğini, halen de bu malların edinilmesiyle ilgili borç ödemeye devam ettiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile hükme esas alınan bilirkişi tarafından düzenlenen 21.12.2015 günlü rapor içeriğine göre araç için 2.286,90 TL, 5 nolu mesken için 16.000,00 TL, 7 parselde kain arsa (zemin) için 33.660,00 TL katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte, 7 parselde kain bina için 239,589.44 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde reddedilen kısım yönünden davacı vekili, kabul yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, her iki taraf vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edilir (4721 s.lı TMK’nun 235/1. m). Eşlere ait kişisel ve edinilmiş mallar, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına(nitelik, seviye, aşama vs) göre değerlendirilir (TMK’nun 228/1. m). Bu malların, kural olarak tasfiye anındaki (TMK’nun 227/1 ve 235/1. m), sürüm (rayiç) değerleri (TMK’nun 232, 239/1. m) hesaba katılır. Yargıtay ve Dairemizin uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Mahkemece, tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir.
Somut uyuşmazlığa gelince, tasfiyeye konu edilen 7 parsel üzerine inşa edilen bina yönünden katılma alacağı hesaplanırken, binanın mal rejiminin sona erdiği tarihteki durumunun tasfiye tarihi itibariyle değeri yerine karardan on ay önce gerçekleştirilen keşif tarihindeki değerin esas alınması hatalıdır. Mahkemece, binanın mal rejimi sona erdiği tarihteki durumunun tasfiye tarihi itibariyle (bozma ile güncelliğini yitireceğinden bozmadan sonra verilecek karar tarihine en yakın tarihteki) sürüm (rayiç) değeri tespit edilerek, bu değer üzerinden davacı lehine katılma alacağı hesaplanmalıdır.
3- Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, davalının abisi tarafından davalıya evlilik birliği içinde verilen 15.000,00 TL borç paranın, 7 parsel üzerindeki binanın yapımında kullanıldığı kabul edilmiş ise de; bu borcun evlilik birliği içinde ödendiği varsayılarak hesaplamada gözetilmediği anlaşılmaktadır. Ne var ki davalı taraf abisine borcunu boşanma davasından sonra ödediğini savunmuş, davalının abisi de tanık sıfatıyla alınan beyanında davalının borcu boşanmadan sonra taksit taksit kendisine geri ödediğini doğrulamıştır. Dosya kapsamı ve beyanlar birlikte değerlendirildiğinde 15.000,00 TL'nin 7 parsel üzerindeki binanın borcu olarak hesaplamada gözetilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Kabule göre de, Mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş olup, reddedilen miktar uyarınca karar tarih itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu yönde hüküm kurulmamış olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin, (3) nolu bentte gösterilen nedenler ile davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, her iki taraf vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine,
taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



Yorumlar